Varoluş Adına Akış
Gürcan Banger
Yaşadığımızdan haz almak istiyoruz. Maddi ya da manevi; çok yönlü hazza dayalı bir yaşam modelinin geliştirilip içselleştirilmesi ise kolayca olmuyor. Sadece okuyarak, gezerek ya da bir ‘ustayla’ konuşarak elde edilmesi de mümkün değil. Bir bardağın damlalarla dolması gibi adımlar halinde –çoğu zaman yokuşlar çıkarak, uçurumlardan aşarak, emek vererek, ter dökerek– yol almak gerekiyor. Burada önemli olan nokta, kişinin kendini çevirdiği yön ve bu istikamette ısrarlı adımlar atıyor olması… Yaşamın hangi kalite noktasında olduğumuzdan daha çok, o noktaya doğru hareketlenmiş olmamızı, yani varoluş adına akışı önemli buluyorum. Gören gözün ise bulunulan noktadan daha fazla, hareketin kendisini algılamasının değerli olduğu kanaatindeyim.
Hepimizin türlü kaynakları var. Para, bilgi, bedensel sağlık, fiziksel güzellik veya zamanı –belki de daha fazlasını– bunlar arasında sayabiliriz. Elimizde var olan kaynaklarla yaşamsal amaçlarımızı gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Yaşama dair attığımız her adımda kaynaklarımızın bir kısmı tükeniyor. Eğer mevcut ve erişilebilir kaynakları bir sinerji oluşturacak biçimde değerlendirebilsek, o zaman daha kaliteli ve verimli bir yaşam yakalamamız mümkün olabilir mi?
Olumlu olana, çevremizdeki yeni potansiyel ve fırsatlara yönelmeyi başardığımız ölçüde yarattığımız sinerjinin meyvelerini toplamak daha muhtemel gibi… Ama sinerji dediğimiz olgunun, pek çok durumda tek kişilik ‘yaratı’ olmadığını da bilmemiz gerekiyor. Sinerji yaratmak isteyen kişi, aynı zamanda başka insanlarla birlikte bir takım olmayı, uyumlu çalışmayı ve hem bireysel hem de grup içinde çalışma verimliliğini artırmayı başarmalıdır. Bunu bir açıdan saygı, hoşgörü ve empati olarak okuyorum. Sevgi ise bu zor yolun şahikası…
Tekliği ve çokluğu kesiştirerek bakalım. Kişi vardır; bir takım içinde varlığı ve yokluğu belli olmaz. Onu bir takım oyuncusu olarak görmek de her zaman mümkün olmayabilir. Muhtemelen girişimciliğin ve inisiyatif almanın teşvik edilmediği koşullarda yetiştiği için bir türlü ön plana çıkamamıştır. Olumsuz bir örnek olmasına rağmen baskın olan siliklikten dolayı böyle bir sorunu tespit de zordur. Bu nedenle yaşam ortamlarının girişimciliği ve inisiyatif almayı özendirmesi önemlidir. Böylece yukarıda sözünü ettiğim sinerjinin açığa çıkarılması kolaylaşır.
Zihni özgür olmayanın kendi de özgür olamaz.
Hepimizin hayalleri var. Bunlardan bazıları sabun köpüğü gibi; bir an var, sonra yok. Hayaller, hedeflere dönüşmediği sürece bir tatlı gönül sarhoşluğu olmanın ötesine geçemiyor. İçimizdeki hayal potansiyelini, kimi zaman erişilmez görünse de, ayakları yere basan hedefler haline dönüştürebildiğimizde; kaliteli ve mutlu bir yaşam üretebiliriz. Hiçbir zaman denemek için geç değildir.
Hayaller deyince aklıma özgürlük geliyor. Yaşamı derinlemesine ve tadını alarak yaşayabilmek için özgürlüğü kendi öz niteliklerimizden biri haline getirmek gerekiyor. Yaşamda özgürlük ise öncelikle zihnin özgürleşmesi ile başlıyor. Kısıtlara ve sınırlara dokunmadan düşünmeye ve hayal kurmaya çalışan bireyin özgürlük yolunda ciddi engelleri var demektir. Kişi önce kendi zihnini engellerden kurtarmayı öğrenmeli ve bilmeli. Zihin özgürleştiğinde yaşamın özgürleşmesi için yaşam sepetindeki seçenek sayısı da artacaktır. Zihni özgür olmayanın kendi de özgür olamaz.